es-Selâmu aleykum ve rahmetullâhi ve berekâtuh, değerli kardeşlerim,
Sağlık alanında çalışan profesyoneller arasında bir anket gerçekleştirdik ve meslek hayatlarında karşılaştıkları sorulara daha iyi yaklaşabilmek için hangi konularda İslâmî-fıkhî değerlendirmelere ihtiyaç duyduklarını sorduk.
Anket Sonuçları
Tıp alanında en çok belirtilen 3 konu
- Tedavi yükümlülüğü (DNR/DNI)
- Organ bağışı
- İslâm’da karşı cinsin tedavisi
Anket Sonuçları
Psikoloji alanında özellikle sık dile getirilenler
- İslâmî açıdan psikotrop ilaçlar
- Bağımlılık hastalıkları ve tedavileri
- Dinî sorumluluk (Teklîf)
Sonuçlar, İslâm’ın, tıbbın ve toplumun kesişim noktasının ne kadar önemli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. HAKIM de tam olarak bu kesişim noktasında durmayı hedeflemektedir; çünkü bu konular yalnızca hastaları ya da sağlık çalışanlarını değil, aynı zamanda tıbbî uygulamayı, fıkhî değerlendirmeyi ve toplumsal sorumluluğu da ilgilendirmektedir.
Amacımız, bu soruları yalnızca tek tek değil, sistemli bir biçimde; tıp alanındaki uzmanlardan ve İslâm âlimlerinden oluşan çok disiplinli bir ekip içinde ele almaktır. Tıpkı Allah’ın lütfuyla daha önce Ramazan Kompendiyumu’nda yaptığımız gibi.
Makalemizi özetlersek: Tıbbî tedavi İslâm’da prensip olarak vâcip değildir. Bunu gösteren rivayetlerden biri de, hesapsız cennete girecek yetmiş bin kişiye dair olan şu hadistir:
يَدْخُلُ الْجَنَّةَ مِنْ أُمَّتِي سَبْعُونَ أَلْفًا بِغَيْرِ حِسَابٍ قَالُوا وَمَنْ هُمْ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ هُمُ الَّذِينَ لَا يَكْتَوُونَ وَلَا يَسْتَرْقُونَ وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Peygamber ﷺ şöyle buyurdu: „Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir." Sahabeler sordu: „Ey Allah'ın Resulü, bunlar kimlerdir?" Buyurdu: „Onlar rukye istemeyen, uğursuzluğa inanmayan, dağlanma (keyy) ile tedavi aramayan ve Rablerine tevekkül edenlerdir."
Sahih-i Müslim 218
Aynı şekilde, Peygamber’in ﷺ sara hastası kadına sabır ile şifa duası arasında seçim hakkı verdiği hadis de bunu göstermektedir:
إِنِّي أُصْرَعُ وَإِنِّي أَتَكَشَّفُ فَادْعُ اللَّهَ لِي قَالَ إِنْ شِئْتِ صَبَرْتِ وَلَكِ الْجَنَّةُ وَإِنْ شِئْتِ دَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُعَافِيَكِ
İbn ʿAbbās anlattı: Bir kadın Peygamber'e ﷺ gelip dedi ki: „Sara nöbetleri geçiriyorum ve nöbet sırasında örtünmem açılıyor. Benim için Allah'a dua et." Buyurdu: „Dilersen sabret, sana cennet vardır. Ya da dilersen, Allah'tan sana şifa vermesini dileyeyim." Kadın dedi ki: „Sabredeceğim." Sonra ekledi: „Ama örtüm açılıyor – Allah'a dua et ki bu olmasın." Bunun üzerine o ﷺ, onun için dua etti.
Sahih-i Buhari 5652
Âlimler bundan, tedavinin her durumda vâcip olamayacağı sonucunu çıkarmaktadır.
Aynı zamanda diğer rivayetler, şifanın ve tedavinin İslâm’da açık bir değere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla tedavi prensip olarak mubahtır, çoğu zaman da müstehaptır.
Belirleyici olan ayrımdır:
Hasta
Mutlak anlamda vâcip değildir
Tedavi, hasta açısından her durumda vâcip değildir. Sabır ve Allah’a tevekkül de eşdeğer bir yol olabilir.
Hekim
Hayatî tehlike durumunda vâcip
Akut bir hayatî tehlike durumunda tedavi hekim için vâcip hâle gelebilir — hava yolu tıkanıklığının açılması, bir zehrin vücuttan atılması ya da ağır dehidratasyonda sıvı verilmesi gibi.
Görsel Özet
Karar Algoritması
Dolayısıyla tedavi yükümlülüğü meselesi birden fazla boyut içerir: hastanın iradesi, hekimin fiilî yükümlülüğü ve somut sınır durumların değerlendirilmesi. DNR/DNI, hastanın iradesine rağmen tedavi ya da yakınların rolü gibi diğer sorulara tam makalede ve ileride yayınlanacak çalışmalarda inşâ Allah daha ayrıntılı yer vereceğiz.