İçeriğe Geç
SPIRITUALITäT

İmtihan, Arınma ve Yükseliş Olarak Hastalık: İslam’da Hastanın Unutulmuş Onuru

HAKIM e.V. · Rat muslimischer Ärzte und Heilberufe

← Alle Perspektiven
Günümüz dünyasında hastalık neredeyse yalnızca maddi bir mercekten görülmektedir. Performans, tüketim ve işlevsellik üzerine kurulu bir sistemin arızası olarak belirir. Hasta insan «devre dışı» sayılır: çalışamaz, kısıtlı, maliyet üreten biri olarak. Kamuoyu söylemleri bile artan «hastalık günlerinden», şirketler ve sağlık sistemleri üzerindeki ekonomik yüklerden söz eder; Almanya’da, özellikle büyük şehirlerde, artan iş kayıpları düzenli olarak iktisadi açıdan analiz edilmektedir.

Bu bakış açısı tamamen yanlış değildir, ancak köklü biçimde eksiktir. Çünkü insanı işlevine, hastalığı ise iktisadi etkisine indirgemektedir. Tamamen göz ardı edilen şey ise anlam, hikmet ve insanın Allāh karşısındaki konumu sorusudur. İslam tam burada söze başlar ve bambaşka bir mercek açar.

İslami Anlayışta Hasta

Hasta insan İslam’da onurunu yitirmez. Çünkü onur, üretkenlikten değil, Allāh ile olan ilişkiden doğar.

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

مَا يُصِيبُ الْمُسْلِمَ مِنْ نَصَبٍ وَلاَ وَصَبٍ وَلاَ هَمٍّ وَلاَ حُزْنٍ وَلاَ أَذًى وَلاَ غَمٍّ حَتَّى الشَّوْكَةِ يُشَاكُهَا، إِلاَّ كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا مِنْ خَطَايَاهُ

Müslümana isabet eden hiçbir yorgunluk, hastalık, kaygı, hüzün, eziyet ve gam yoktur, kendisine batan bir diken bile olsa, ancak Allah onunla onun günahlarından bir kısmını bağışlar.

Sahîh-i Buhârî 5641, 5642, Kitap 75, Hadis 2 (Kitâbü'l-Mardâ); krş. Sahîh-i Müslim 2573, Kitap 45, Hadis 66

Hastalık böylece yalnızca bir eksiklik değil, aynı zamanda bir arınmadır (tekfîrü’z-zünûb). Yalnızca bir kayıp değil, içsel bir saflaşma sürecidir.

Temel fark burada başlar: Modern dünya «İnsan hastalık nedeniyle ne kaybeder?» diye sorarken, İslam «O, Allāh katında belki de ne kazanır?» diye sorar.

İmtihanın Ölçüsü Olarak Peygamberler

Hastalık değersizliğin bir işareti olsaydı, peygamberler bundan korunmuş olurdu. Oysa durum tam tersinedir.

Allāh’ın Resulü ﷺ şöyle buyurmuştur:

أَشَدُّ النَّاسِ بَلاَءً الأَنْبِيَاءُ، ثُمَّ الأَمْثَلُ فَالأَمْثَلُ

İnsanların en çok belâya uğrayanları peygamberlerdir, sonra (derece bakımından) onlara en yakın olanlar, sonra onlara en yakın olanlardır.

Tirmizî, Zühd 57, no. 2398 (hasen-sahih)

İlke açıktır: Daha yüksek konum, daha yoğun imtihan demektir.

Eyyûb عليه السلام, hastalıkta sabrın örnek şahsiyetidir:

وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ ٱلرَّٰحِمِينَ

Eyyûb'u da (an). Hani Rabbine, "Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin" diye niyaz etmişti.

Enbiyâ Sûresi 21:83 · Diyanet İşleri Meâli (quran.com translation ID 77)

Hastalık burada sadece bedensel bir hâl değil, Allāh’a yönelişin bir imkânıdır.

Peygamber ﷺ’in Kendisi: Kemâlin Gerçeği Olarak Hastalık

Belki de en derin tashih şudur: Yaşamış en hayırlı insan (Allāh’ın Resulü ﷺ), bizzat ağır biçimde hastalanmıştır.

Âişe رضي الله عنها şöyle anlatmıştır:

عَنْ عَائِشَةَ رضى الله عنها قَالَتْ: مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَشَدَّ عَلَيْهِ الْوَجَعُ مِنْ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم.

Âişe (r.anhâ) şöyle dedi: „Ben Allah Resûlü ﷺ’den daha şiddetli ağrı çeken hiç kimseyi görmedim.“

Sahîh-i Buhârî 5646, Kitâbü’l-Mardâ (Hastalar Kitabı), Hadis 6

Ve o ﷺ şöyle buyurmuştur:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ قَالَ: دَخَلْتُ عَلَى رَسُولِ اللَّهِ ﷺ وَهْوَ يُوعَكُ، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ، إِنَّكَ تُوعَكُ وَعْكًا شَدِيدًا. قَالَ: أَجَلْ، إِنِّي أُوعَكُ كَمَا يُوعَكُ رَجُلَانِ مِنْكُمْ. قُلْتُ: ذَلِكَ أَنَّ لَكَ أَجْرَيْنِ؟ قَالَ: أَجَلْ، ذَلِكَ كَذَلِكَ. مَا مِنْ مُسْلِمٍ يُصِيبُهُ أَذًى، شَوْكَةٌ فَمَا فَوْقَهَا، إِلَّا كَفَّرَ اللَّهُ بِهَا سَيِّئَاتِهِ، كَمَا تَحُطُّ الشَّجَرَةُ وَرَقَهَا.

Abdullāh (ibn Mesʿûd) anlatıyor: Resûlullāh'ın ﷺ yanına girdim; şiddetli bir humma ile sarsılıyordu. „Ey Allāh'ın Resûlü, çok ağır bir humma ile rahatsızsınız" dedim. „Evet, ben sizden iki adamın çektiği kadar humma çekiyorum" buyurdu. „Bu, sizin için iki ecir olduğu için midir?" dedim. Şöyle buyurdu: „Evet, öyledir. Bir müslümana bir eziyet, bir diken batması veya daha fazlası, isabet etmesin ki, Allāh onunla onun günahlarını, ağacın yapraklarını döktüğü gibi, dökmesin."

Sahîh-i Buhârî 5648, Kitâbü'l-Mardâ (Hastalar Kitabı, 75), Hadis 8

Bu sözler şunu göstermektedir: Onun imtihanı daha az değil, aksine daha yoğun olmuştur.

Son günlerinde Peygamber ﷺ şiddetli bir ateşle çile çekmiştir. Hastalığı görünür biçimde ağırdı, bedensel zayıflığı gerçekti; buna rağmen Allāh’a yönelişi kesintisiz kalmıştır.

Burada temel bir kavrayış vardır: Hastalık kemâle aykırı değildir. Tam aksine, daha yüksek bir konumun ifadesi olabilir.

Sabır ve Şükür: İmanın İkili Yapısı

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

عَجَبًا لِأَمْرِ الْمُؤْمِنِ، إِنَّ أَمْرَهُ كُلَّهُ خَيْرٌ، وَلَيْسَ ذَاكَ لِأَحَدٍ إِلَّا لِلْمُؤْمِنِ: إِنْ أَصَابَتْهُ سَرَّاءُ شَكَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ، وَإِنْ أَصَابَتْهُ ضَرَّاءُ صَبَرَ فَكَانَ خَيْرًا لَهُ

Müminin durumu ne hayret vericidir! Onun her hâli kendisi için hayırdır; bu hâl ise mümminden başkasına mahsus değildir: Kendisine bir sevinç isabet ederse şükreder, bu onun için hayır olur; başına bir sıkıntı gelirse sabreder, bu da onun için hayır olur.

Sahîh-i Müslim 2999, Kitap 55, Hadis 82 (Kitâbü'z-Zühd ve'r-Rekâik); Suheyb b. Sinân'dan rivayet

Bu, duygusal bir teselli değil, teolojik bir yapıdır: Mümin, şükür ile sabır arasında yaşar. Sağlık birini, hastalık diğerini harekete geçirir; her ikisi de Allāh’a götürür.

Derecelerin Yükseltilmesi Olarak Hastalık

Peygamber ﷺ şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الرَّجُلَ لَيَكُونُ لَهُ عِنْدَ اللَّهِ الْمَنْزِلَةُ، فَمَا يَبْلُغُهَا بِعَمَلٍ، فَلَا يَزَالُ اللَّهُ يَبْتَلِيهِ بِمَا يَكْرَهُ حَتَّى يُبَلِّغَهُ إِيَّاهَا

Şüphesiz bir kul için Allah katında öyle bir derece vardır ki, onu ameliyle elde edemez; Allah da onu, hoşlanmadığı şeylerle imtihan etmeye devam eder, ta ki onu o dereceye ulaştırıncaya kadar.

Sünen-i Ebû Dâvûd 3090, Kitap 21 (Kitâbü'l-Cenâiz); el-Lecâc es-Sülemî rivayeti. Ebû Hüreyre'den paralel lafız: es-Silsiletü's-Sahîha no. 2599.

Burada çoğu zaman gizli kalan bir hikmet görünür hâle gelir: İhtiyari amellerle ulaşılamayan, yalnızca imtihandaki sabırla erişilebilen dereceler vardır. Bu şu demektir: Hastalık, Allāh’ın kulunu yücelttiği bir vesile olabilir.

Şifa Yalnız Allāh’tandır

İslam ne kadar sebeplere başvurmayı (tıp, tedavi, koruma) emretse de, son sebep aynı netlikle ortadadır: Şifa ilaçtan değil, Allāh’tan gelir.

Peygamber ﷺ şöyle dua ederdi:

اللَّهُمَّ رَبَّ النَّاسِ، أَذْهِبِ الْبَأْسَ، اشْفِ أَنْتَ الشَّافِي، لاَ شِفَاءَ إِلاَّ شِفَاؤُكَ، شِفَاءً لاَ يُغَادِرُ سَقَمًا

Allah'ım, ey insanların Rabbi! Sıkıntıyı gider. Şifa ver, şifa veren yalnız Sensin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayan bir şifa ver.

Buhârî, Tıb 38, no. 5742; Müslim, Selâm 46, no. 2191

Burada tüm tıbbi düzen doğru biçimde konumlandırılır: İnsan çalışır, Allāh şifa verir.

Çağımızın Bastırılmış Bir Boyutu

Modern dünya hastalıktan yalnızca acı yüzünden değil, dünyevi projeyi kestiği için korkar:

  1. Haz kısıtlanır
  2. Üretkenlik düşer
  3. Kontrol kaybedilir
  4. Hayatın kendisi tehdit altında görünür

Bu yüzden hastalık çoğu zaman bastırılır, hastanelerden kaçınılır, ölüm kamusal bilinçten sürgün edilir.

İslam ise gerçeklikle yüzleşmeye zorlar. İnsan kalıcı haz için değil, imtihan için yaratılmıştır. Hastalık sistemde bir hata değil, sistemin bir parçasıdır.

Son Söz

Hastalık ağır kalır. İslam acının saf bir yüceltilmesini talep etmez. Ne var ki hastalığın yalnızca anlamsız bir kayıp olduğu yorumunu da reddeder.

Hasta yalnızca tıbbi bir vaka değildir. O, özel bir imtihan hâlinde Allāh’ın bir kuludur.

Acısı günahları silebilir. Sabrı dereceleri açabilir. Zayıflığı, onu gücünden daha çok Allāh’a yaklaştırabilir.

Ve eğer Allāh’ın Resulü ﷺ (yaratılmışların en hayırlısı) bile hastalık yaşamış ve onda sabır göstermişse, o hâlde hastalık değer kaybının bir işareti değil, ilahi yakınlığın olası bir yeridir.

HAKIM e.V.

Rat muslimischer Ärzte und Heilberufe

Spiritualität